Anasayfa
23 Eylül 2021 ( 4 izlenme )

O Gece Ne Oldu '17/25'

Emekli Albay Erdal Sarızeybek son kitabı ‘Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak’ adlı eserini toplumu ve gelecek nesilleri bilgilendirmek amacıyla Facebook sayfasından yayınlamaya karar verdi. Bu amaçla sarizeybekbilgi.com web adresindeki siteyi aktif hale getirdi ve ilk olarak söz konusu kitabın önsözünü yayınladı.

‘USTA ERDOĞAN’
Kitabın adında geçen ‘Usta’ son 19 yıllık Türk siyasetine yön vermiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Siyasi Tuzak’ olarak adlandırdığı olaylar ise Erdoğan’ın ’yanıldık, aldatıldık, Rabbim affetsin’ dediği Türk Ordusuna karşı kurulan Ergenekon kumpası, derken 17/25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimi olaylarını ele alıyor.

‘TARİKAT’
Türkiye’nin hala çözemediği Fetö kumpaslarının iç yüzünü araştıran Sarızeybek, tarihin derinliklerine inerek küresel güç haline gelen Tarikat, onunla bağlantılı ABD ve İsrail ilişkilerinin bugüne kadar gün yüzüne çıkarmayan bağlantıları masaya seriyor ve çarpıcı sonuçlara ulaşıyor. İşte tarihe not düşülen olaylar, kişiler, yer ve tarihlerin yer aldığı Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak;

'PEŞ PEŞE OPERASYON'
"Türkiye peş peşe üç ağır darbe yaşadı; kod Ergenekon, kod 17/25 ve kod 15 Temmuz. Üçünü de yapan aynı örgüttü; Fetö. 
Kumpasın hedefi Türk Ordusuydu, ABD İsrail ve Usta destek verdi. 
17/25’in hedefi Usta’ydı ve dış desteği vardı. 
Yani iş kumpasla başladı, Usta’ya karşı operasyonla devam etti ve kalkışmayla son buldu. Böylece Türkiye birbirini tetikleyen karanlık bir süreçle karşı karşıya kaldı. Merkezinde yer alan 17/25 ise sürecin düğüm noktası. Ve bu 17/25 tek başına bir operasyon değil, birbirine bağlı zincirleme giden bir olaylar zinciri.

ZARRAF OPERASYONU
İlk olay, 17 Aralık 2013’te yaşandı… 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, iş adamı, bürokrat ve memurların da bulunduğu çok sayıda kişiye yönelik ‘kara para aklama’, ‘altın kaçakçılığı’ ‘kamu görevlilerine rüşvet’ iddialarıyla bir operasyon başlatıldı. İşin başında Usta’nın zırhlamış olduğu Zekeriya Öz vardı. Gözaltına alınan 66 kişiden iş adamı Rıza Sarraf, Salih Kaan Çağlayan ve Barış Güler'in de arasında bulunduğu 14 kişi tutuklandı. 

FEHMİ KORU ARABULUCU
Buna karşılık hükümetin karşı atağa geçmesi beklenirken, şaşırtıcı bir şekilde gazeteci Fehmi Koru araya alındı. Cumhurbaşkanı Gül ve Usta’nın talimatıyla şimdi çete başı olan Gülen’le görüşmek üzere ABD’ye gönderildi. Ne için? Uzlaşmak için, ama bu arayıştan bir sonuç çıkmadı.

USTA’NIN YAKIN ÇEVRESİNE OPERASYON
İkinci olay, 25 Aralık 2013. Bu kez Başbakan Usta’nın oğlu Bilal Erdoğan’ın da arasında olduğu 96 kişi hakkında gözaltı kararı alındı. Durumun ciddiyeti bu operasyonla anlaşılmış olsa gerek ki soruşturmayı yapan polisler değiştirildi, yeni gelenler de gözaltı kararlarını uygulamayınca, ortalık hepten karıştı.

MİT SEVKİYATINA OPERASYON
Ve son olay, 19 Ocak 2014, Adana’da ortaya çıktı. Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla sevkiyat yapan 3 TIR durduruldu, arandı. Sanıyorum Usta’yı çileden çıkaran bu müdahale oldu, çok sert tepki gösterdi. Yaptığı açıklamada, ‘Savcı, benim iznim, Adalet Bakanlığı'nın haberi olmadan böyle bir müdahalenin içine giremez. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın ne getirip ne götürdüğüne bakamaz. Bu, paralel yapılanmanın diğer bir versiyonudur. Kısa bir zaman önce atılan adımın devamıdır’ dedi. Ve ilk kez operasyonlar arasında bir bağ olduğunu kamuoyuna duyurdu.

PEKİ BU MİT TIR’LARIYLA NE TAŞINIYORDU VE DE NEREYE?
Sevkiyatın görüntüleri olaydan dört ay sonra ortaya çıktı, 29 Mayıs 2015. Cumhuriyet Gazetesinde ‘İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar’ başlığıyla yayımlandı. Haberde Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait TIR’larla Suriye'deki gruplara silah sevk edildiği iddia ediliyor, kanıt olarak savcılık dosyasından alındığını belirtilen görüntüler veriliyordu. 

Daha sonra yasaklanan bu görüntülerde ilaç kutularının altından çıkan havan topu mermileri ve diğer mühimmat görülüyordu. Haberi yapanlar hakkında dava açıldı, adli soruşturma durduruldu. İşte ‘17/25’olarak ifade edilen olaylar böyle sıralandı, böyle yaşandı. Sonrasını biliyorsunuz zaten, Cemaatin F Tipine karşı operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, görevden almalar…

DÖRT ÖNEMLİ SONUÇ
Şimdi konumuz açısından bu operasyonlara baktığımızda dört önemli sonucunun olduğu görülüyor. İlki, Gülen cemaati olarak bilinen bu yapının yargı önünde artık ‘terör örgütü’ olarak kabul görmesiyle mücadelenin başlatılması. İkincisi Türk Ordusuna kurulan kumpas davalarının çökmesi. Derken operasyonların arkasında ABD İsrail olduğu gerçeğinin ortaya çıkması. Ve nihayetinde Türkiye’nin 15 Temmuz’la karşı karşıya bırakılması.

TÜRK ORDUSUNA KUMPAS ÇÖKÜYOR
17/25’i kumpas, operasyon ve kalkışma diyerek üç darbe arasına koyduğumuzda ise, yedi yıldır aralıksız sürdürülen kod Ergenekon kumpasının kendiliğinden değil, bu operasyon yapıldığı için durdurulmuş olduğunu görüyoruz. Düşünsenize dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a müebbet hapis cezası veriliyor ama Usta’ya karşı operasyon başlayınca hemen tahliye ediliyor. İşin çarpıcı yönü bu olmalı. 17/25 olmasa kumpas hala sürüyor olacaktı anlamına geliyor bu.

MECBUREN SORUŞTURMAYI DURDURDULAR
Çünkü Usta’ya karşı operasyon yapan bu Fetö aynı zamanda Türk Ordusuna karşı da soruşturma yapmıyor muydu? Kamuoyu madem ki bu bir terör örgütü o halde ‘Türk Ordusuna karşı nasıl soruşturma yapabiliyor’ diye sormayacak mıydı? İşte ne zaman ki Usta hedef oldu ancak o zaman ortaya çıkıp ‘Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldık.’ diyerek Türk Ordusuna karşı bir kumpas kurulmuş olduğunu açıklamak durumunda kaldı. Açıkçası kimsenin başına gökten taş düştüğü için değil, Cemaatin F Tipi ve Kripto hücreleri Usta’ya karşı harekete geçirildiği içindir ki Kod Ergenekon’un bir kumpas olduğu açıklandı.

ÖTE YANDA…
17/25 operasyonuyla Cemaatin kontrolden çıktığı anlaşıldığı zaman, Usta hemen karşı hamle yapmadı. Önce Fehmi Koru’yu Gülen’e gönderip uzlaşma zemini aradı. Sonra mikrofonu eline alıp ‘Ne nankörlük bu ya? Ne istediniz de alamadınız?’ diyerek ikinci mesajı gönderdi. İlerleyen süreçte ‘17/25’in çok ciddi sonuçlar doğuracağı anlaşıldığında bu kez savaş açıldı. Peki ya Fehmi Koru Gülen’le anlaşmış olsaydı. Geri dönüp geldiğinde Usta’ya ‘bir hata olmuş, bir daha olmayacak, anlaştık’ demiş olsaydı, bu Cemaat yine de Fetö olacak mıydı ki… 

KUMPAS KENDİLİĞİNDEN DEĞİL, 17/25 AÇIĞA ÇIKTIĞI İÇİN ÇÖKTÜ
Bu açıkça şu demek; kimsenin yine başına taş düştüğü için değil, arada bir uzlaşma zemini bulunamadığı için Cemaat Fetö oldu ve mücadele başlatıldı. Bu durumda doğal olarak insan aklı soruyor ‘bu operasyon olmasaydı, Türk Ordusuna kurulan kumpas bitecek miydi’ diye. 

Ve bu noktada akıl durmuyor, bu kez ‘15 Temmuz yine yaşanacak mıydı’ diye sormaya başlıyor. Velhasıl bu karanlık sürecin düğüm noktasının ‘17/25’ olduğu açık. Bu düğüm çözülebilirse eğer bugün toplum hafızasında uyuyan bu karanlıklar aydınlatılabilir. 

17/25 OPERASYONUNU KİM NEDEN TETİKLEDİ
Bu operasyona konu olan olaylar masaya serildiğinde, asıl meselenin İsrail’in güvenliği için İran’a karşı koyulan yaptırımlar olduğunu görüyoruz. Bu dava bir yanda, Zarrab üzerinden İran’a yönelik yaptırımların delinmesiyle ortaya çıkan ‘altın kaçaklığı ve yolsuzluk’ olaylarına…Diğer yanda, MİT TIR’ları üzerinden yabancı bir ülkeye yapılan silah sevkiyatına gidiyor ki her iki durumda da karşımıza İsrail çıkıyor. 

Neden İsrail, çünkü ABD bu yaptırımları kendisi için koymadı ki, İsrail’in güvenliğini sağlamak için bu işe soyunmuştu. İran’ın nükleer silah üretim faaliyetlerini engellemek istiyordu. Bakmayın siz Zarrab diyerek, Ebru Gündeş diyerek, kaçak yalı diyerek işi magazinleştirip dikkat dağıtmaya çalışanlara… Onların kimi figüran kimi sahnenin dekoru ama asıl oyuncu İsrail. Öte yanda İsrail’i açığa vuran olaylar bugün de yaşanmıyor mu zaten.

İRAN YAPTIRIMI İSRAİL İÇİN ÇOK ÖNEMLİ
Neredeyse her gün ABD İran’ı tehdit ediyor. Dünya ‘ha vurdu ha vuracak’ endişesiyle İran’a karşı yapılacak operasyonu bekliyor. Herkes endişe içerisinde çünkü İran vurulursa Ortadoğu hiç beklenmedik olaylara sahne olabilir. Güç dengeleri bir anda bozulabilir. 

Burası Ortadoğu. Hem küresel emperyalizmin savaş arenası hem de tüm insanlık adına kutsal olan topraklara ev sahipliği yapan teostratejik bir merkez. Dolayısıyla şimdi İran’ı vuralım demekle iş bitmez, sonrası var. Sonrasının da nereye kadar uzanacağını kimse bilemez. İşte bu nedenledir ki İran’ın vurulması bu aşamada olası değil, yaptırımlarla hizaya getirilmek istendiği ortada.

MİT TIR’LARI ÜZERİNDE YAPILDIĞI İLERİ SÜRÜLEN SİLAH SEVKİYATINA GELİNCE…
Bu da İsrail’in konusu. İsrail’in asıl hedefi İran. İsrail’in bu coğrafyada kendi varlığına karşı gördüğü en ağır tehdit. Nükleer silah sahibi bir İran’ın İsrail’i yok edebileceği düşüncesi hep vardı, şimdi de var. Bu tabloda bu silah sevkiyatı konusu ayrı bir önem kazanıyor. Çünkü bu silahların Suriye ve Lübnan’da başta Hizbullah olmak üzere diğer İsrail karşıtı dinci grupların eline geçmesi İsrail’e yönelik ayrı bir tehdit oluşturuyor.

İSRAİL’İN AMACI İRAN’I YALNIZLAŞTIRMAK
Bu noktada İsrail’in asıl amacı İran’ı vurmak değil, önce Esad rejimine bu sayılan gruplar eliyle verilen desteği kesmek. Sonra bu rejimi devirip yerine İsrail yanlısı bir yönetimi işbaşına getirmek. Ardından Lübnan’daki Hizbullah örgütünü enterne ederek İran’ı yalnızlaştırmak. Ve tehdit hala devam ederse son çare İran’ı vurmak. İsrail’in öncelikleri böyle sıralanıyor.

 Yani ’yaptırımlarını deldiniz’ iddiasıyla davayı açan Amerika olsa da bu işten asıl rahatsız olan İsrail, ABD’yi bu konuda harekete geçiren de İsrail. Hal böyle olunca, Zarrab üzerinden milyarlarca dolarlık para akışının İran’a yönlendirilmesi ve Suriye’ye yapılan silah sevkiyatıyla Usta’nın neden İsrail’in hedefi haline gelmiş olduğunu anlayabiliyoruz.

İRAN’IN NÜKLEER MESELESİ İSRAİL İÇİN VARLIK VE BEKA MESELESİ
Şimdi diyeceksiniz ki ‘bir yaptırım meselesi koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı ve onun üzerinden Türkiye’yi hedef alabilecek kadar büyütülebilir mi? İşin arkasında İsrail varsa, onun güvenliği ve bekası söz konusu ise elbette büyütülebilir çünkü İsrail bu. Ortadoğu’daki her taşın altında İsrail’in olmasa bile, 17/25 taşının altında olduğundan hiç şüphe yok.

17/25 BİR ABDİSRAİL OPERASYONUDUR
17/25 dış kaynaklı bir siyasi operasyondu. Bu operasyonun hedefinde Usta ve yakın çevresi vardı. Bu operasyonda cemaat temelinde yükselen Fetö‘nün kripto hücreleriyle F Tipi kadroları Usta’ya karşı kullanıldı. Bunun sonucu olarak İran’a yönelik dış politika değiştirildi. Yaptırımlar baskıyla uygulatıldı.

Peki bu iş bitti mi?
 İşte bütün mesele bu!..

Erdal Sarızeybek

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturkstrateji.com
Video Haber www.bilgeturktv.com
Özel Haber www.e-sarizeybek.com
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ